Posts

Es werden Posts vom Dezember, 2004 angezeigt.

El Cordabes

İspanya'nın en ünlü matadoru El Cordabes'in ilginç bir yaşam öyküsü vardır. El Cordabes, diktatör Franco döneminin genç, yetenekli ama yoksul bir matadoruydu. Kuru ekmeğe muhtaçtı. Ailesiyle birlikte sefil bir hayat sürmekteydi. Bir gün kendisine azılı bir boğayla dövüşmesi için teklif yapıldı. Tereddüt etmeden kabul etti. Azgın boğayla dövüşmeyi kafasına koymuştu El Cordabes. Ya fakir bir matador olarak kalacak, ya dünyaya meydan okuyacaktı. Arenaya çıkmaya hazırlanırken "Gel bu sevdadan vazgeç" diye gözyaşı döken kızkardeşine şöyle seslendi: -Sakın ağlama. Bu akşam ya bir evin olacak ya da yasımı tutacaksın." Franco'nun izlediği müthiş boğuşmayı El Cordabes kazandı. Boğayı öldürdü, kendi de ağır yaralandı ama arenayı oley sesleri arasında kahramanca terketti.

Yaslaniyoruz ....

yok yok olgunlasiyoruz:)))) Bugün üniversite ögrencilerinin çogunlugunu 1983 dogumlular ve daha küçükler olusturuyor. "Gençlik" onlara deniyor. Onlar icin Soguk Savas bir bilgisayar oyunu. AIDS dogduklarindan beri var. CD dogduklarindan beri var. Michael Jackson onlar dogdugunda beyazdi. Bülent Ersoy onlar dogdugunda kadindi... Eski filmlerde Ajda Pekkan'i görseler tanimazlar. Küçük Emrah'i, Emrah' in gayrimesru oglu saniyorlar. Ridvan Dilmen onlar için sadece bir TV spor yorumcusu ve ona neden "seytan" dendigini bilmiyorlar. Kenan Evren onlar için tonton bir ressam. Onlar için "Çarli'nin Melekleri" ve "Görevimiz Tehlike" sadece geçen senenin yeni vizyon filmleri. Siyah beyaz bir bilgisayar ekrani olabilecegini düsünemezler. Pac-Man'i bilmezler. Amiga ve Commodore 64'leri olmadi hiç. Siyah beyaz bir televizyon olabilecegine inanmazlar ve uzaktan kumanda olmadan nasil kanal degistir...

Meyve Ağacından

'Bizleri sevmeyen insanların birbirlerini de sevemeyeceğine inanırız biz ağaçlar. Bir anne nasıl karşılık beklemeden, koşulsuz severse bebeğini, biz de sizi öyle seviyoruz. Bizimle ilgilenmeseniz de meyvelerimizle sizi doyurmayı sürdüreceğiz. Yine de bize iyi davranmanızı diliyoruz. Zamanı geldiğinde budayın, gerektikçe sulayın, dallarımıza vurmadan dikkatlice toplayın meyvelerimizi. Bahçenize bir meyve ağacı dikin, büyümesini izleyin. Hem sadece kendiniz için değil, çocuklarınız, torunlarınız için de ağaçlar dikin. Biz sizi seviyoruz. Siz de bizi sevin, olur mu? '

Bir Yılın Son Günleri

I. Bir yıl daha bitiyor İşte bu kadar duru,bu kadar yalın Bu kadar el değmemiş Sıradan bir gerçeği daha kolları bağlı hayatımızın Bu şiire nasıl dahil edilebilir bir yılın son günleri Her sonda,her başlangıçta ve her defasında Alır gibi başkasını karşımıza Perdeler çekip,ışıklar söndürüp oturup yatağın içinde bir başımıza Sorgulamak kendimizi Öğrenmek ikimizin anadilini,ikinci belleğimizi Öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini Bu aynanın dehlizlerinde gezinirken görürüz Karanlık günlerimizin kenar süslerini Biterken yılın son günleri Biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini Gençlik ikindilerini Kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri. II. Bir yıl daha bitiyor Düşlerim ,tasalarım,yarım kalmış onca şey Her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden Bana mı öyle geliyor Yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman İnsan yaşlanırken? III. Kırdım mı incittim mi birilerini? Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler. Kendimi yeniledim...

Ne demiş Fikret:

"İnan Haluk, ezeli bir şifadır aldanmak."

Bir düşünür:

"Fırsat çıkmadığı zaman dahi gül. Ola ki böyle bir fırsatı hiç bulmadan bitiverir yaşamın" demiş.

YAŞAMI TERSTEN YAŞAMAK

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir. Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu. Nasıl mı? Camide uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde, herkes karsınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette. Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. Herkes etrafınızda, büyük br itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev... Altmışlı yaşlara kadar herşey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor. Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz.. Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karşınızda elpence divan.. ...

Avrupa birligi yorumu

Kedinin biri ,odanin ortasina kurulmus bermutat uyuklar gibi görünerek duydugu gürültüye kulak kabartmis.Kenardaki deliklerin birinden kücük bir findik sicani da,basini uzatip cekerek etrafina bakinmis.Kedi bakmis uyuklar gibi görünmek farenin oradan cikmasina kafi gelmeyecek konusmaya mecbur olmus: -Hadi, hadi,demis,oradan korka korka basini cikarip durma;acidim sana ... O delikten cik,su delige gir...iceride kelle kelle kasarlar,bir ambar da bugday var;afiyetle yer,sagligima dua edersin.Bir müddet yine uyuklar gibi bekledikten sonra bakmis ki berikinden yine hareket yok... -Ne duruyorsun dedigimi yapsana!.. Fare ezile büzüle cevap vermis: -Kusura bakma,ama yapamayacagim. -Neden,demis kedi. Fare su mukabelede bulunmus: -Bana o delikten cik,su delige gir;kasar peyniri,bugday var,aiyetle ye diyorsun.Bakiyorum teklifine; Külfet kücük,Nimet büyük ! Bu iste mutlaka bir b...luk var !

Bir kitap adi

Hayat geçiyor, sen neredesin?. Çiğdem Anat'ın- bir romani

Ezberi bozulmak

"Ezberi bozulmak" diye, çokça kullanılan bir kavram var. Ortaya çıkan yeni sorunlara eski söylemler veya yaklaşımlar çerçevesinde yanıt bulunamayacağını anlatıyor. Ancak çokça kullanılmasına karşın, bu kavramın anlamını her zaman buduğunu söylemek mümkün değil. Çoğunlukla ortaya çıkan her konuda eskisinden farklı şeyler söyleyebilmek şeklinde anlaşılabiliyor. "Ezber" denilen şey, eski dünyanın eski eleştirisi ise (aslında ona ezber demek ne kadar doğru ayrı bir mesele,) onun yerine konulacak olan şey de yeni küreselleşmiş dünyanın yeni, bütünsel bir eleşririsi olabilir. Burada yeni sorunlara karşı eski ezberleri tekrar edip durmanın yanısıra, asıl içine düşülebilecek hata, "eski ezberler" bozulduktan sonra, gündeme gelen her konuda hiçbir "ezber" olmadan, yani yeni küreselleşmiş dünyanın doğru bir kavranılışına sahip olmadan, tek tek konuların kendi sınırları ve cazibeleri çerçevesinde yanıtlar aramaktır. Böyle bir yaklaşım, sonuçta her g...

Hangi tarih...

-15/12/04- Acaba hangisi. Yüzdük yüzdük, o ince uzun çileli yolun sonuna mı geldik? Yoksa yine " salhaneye mağrur bir eda ile koşup.. " masum ve mazlum boynumuzu, sessiz sedasız itirazsız kasabın bıçağına mı uzattık? Efelenmelerine bakarsanız anlımızın akı, bileğimizin hakkıyla yolun sonundayız. Ucu göründü. Kısaca elleri mahkum.İstediğimiz kartı masaya atacaklar. Atmazlarsa, yani Avrupa Birliği Türkiye'ye "hayır.." derse, "şart.." koşarsa Başbakan Recep Tayip Erdoğan'a göre "tarih onları affetmeyecek" İyi de peki "tarih sizi nasıl affetti.." diye sormazlar mı adama. Tarihe haksızlık ediyorsunuz, tarihi hafife alıyorsunuz. Tarihi sadece ezenlerin ve dönenlerin tarihi sanıyorsunuz. Ezilenlerin de, direnenlerin de tarihi olduğunu unutuyorsunuz. Tarihin asla unutmadığını anımsamıyorsunuz. Hangi birinizi, hangi işinizi unutsun affetsin tarih? Bastığınız TİP kongrelerini mi (1968), Kanlı Pazar'ı mı (1969) , ...

Patates , Yumurta ve Kahve

Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikayet eden; Her gün hayatinin ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına. Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, Bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu Daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi. Yirmi dakika sonra, adam cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu...